— Genel —

Mükemmel annelik ütopyadır!..

Tekrar merhaba!.. İki ayı aşkın bir taşınma, yerleşme, dekore etme, aynı anda iş hayatına ve iki çocuğun bakımına bir an bile mola vermeme sürecinin ardından özlem dolu bir merhaba hatta.. Bu uzun ve yorucu süreçte bir yandan blogumu üzülerek ihmal etmek durumunda kalıp bir yandan ise hayatıma katılan yepyeni tecrübeler ile yepyeni içeriklere malzeme hazırlama şansını yakaladım. İlerleyen günlerde hem taşınma süreci ile ilgili detaylara, hem dekorasyon ipuçlarına, hem kendin-yap projelerine uzun uzun değineceğiz. Bu yazının konusu ise daha çok söylemek istediklerim ile ilgili..

Üç ay önce bir anlık kararla çıktığım bu yola ‘Sadece anne miyim?’ sorusu ile başladım. Bu soruyu ister bir isyan, ister bir motivasyon cümlesi olarak görebilir, eleştirebilir, ya da destekleyebilirsiniz. Bu tamamen sizin bu soruya cevabınız ve hangi açıdan baktığınız ile ilgili.. Amacım ne isyan, ne ego tatmini, ne özeleştiri.. Aslında amacım blog adına rastladığınızda aklınıza gelebilecek düşüncelerin, kalbinizde duyacağınız hissiyatın tamamının sentezi..

‘Sadece anne miyim?’ bir isyan mı? Evet.. Dahil olduğumuz, yaşadığımız toplum tarafından annelik müessesesine düşüncesizce kesilen ahkamlara, yapıştırılan etiketlere, biçilen görevlere, dayatılan tavırlara, annelikten önce insan ve kadın olduğumuzun bir kenara itilmesine, anneliğin kutsallığına uzatılan dillere karşı haklı bir isyan.. ‘Sadece anne miyim?’ bir özeleştiri mi? Evet.. Her insan gibi -hatta daha çok- yapabileceklerinin farkına varış, yetersizliklerini kabullenip geliştirme gayreti, hayata çırpılan kocaman kanatlar.. ‘Sadece anne miyim?’ bir ego makinesi, bir motivasyon cümlesi mi? Ne tarafından baktığınıza bağlı.. En büyük düşmanı oluyor ya insan insanın, kadın kadının çoğu zaman.. Ya da bazen en uzağındaki insanlardan görüyor ya insan en büyük desteği.. Kimine göre öyle, kimine göre böyle.. Önemli olan her zaman sizin dönüp kendinize baktığınızda ne hissettiğiniz..

İnsanlar sizin ilgisiz bir anne, beceriksiz bir ev hanımı, tembel bir çalışan, hayırsız bir evlat, soğuk bir eş, çirkef bir kadın, söz dinlemez bir sevgili, umursamaz bir vatandaş, anlayışsız bir komşu… olduğunuzu düşünebilirler. Önemli olan kendinize dönüp baktığınızda, kimsenin göremediği, duyamadığı iç dünyanızla bir bütün olarak davranışlarınızı değerlendirdiğinizde onların ne kadarına hak verdiğiniz.. Çünkü siz aslında size biçilen karakter ve ruh ile tam olarak olmak istediğiniz kişisiniz!.. Ben aslında tam olarak olmak istediğim kişiyim!.. Bir gökyüzü düşünün, alabildiğine engin.. Bir yerde yeni doğan güneşin turuncu huzmeleri ile bezenmişken aynı anda başka bir yerde bir kaç yıldız eşliğinde zifiri karanlık.. Başka bir şehirde koyu gri haliyle dökerken yağmurlarını, bambaşka bir yerde alabildiğine açık mavi.. İşte siz o gökyüzüsünüz!.. Ne sadece güneşin turunculuğu, ne sadece yağmurla koyu gri, ne sadece zifiri karanlık, ne de sadece açık mavisiniz.. Herkesin siz de gördüğü herşeyin toplamı kadar enginsiniz.. ve siz böyle güzelsiniz.. Ben böyle güzelim.. Kimine göre yeterli-yetersiz bir anneyim, kimine göre iyi-kötü bir çalışan, kimine göre arkadaş, kimine göre dost, belki birilerine göre düşman, kimine göre sevgi-şefkat dolu, kimine göre kin-nefret, kimine göre mütevazi, kimine göre bencil,  kimine göre melek, kimine göre şeytan belki, kimilerine göre ise herhangi biri.. ve aslında ben tüm bu sıfatların tek başına hiçbiri ve aynı anda hepsinin senteziyim..

‘Sadece anne miyim?’ bir manifestonun son cümlesi.. ‘Sadece anne miyim?’ mükemmel annelik beklentilerinin üzerimizden sıyrılışı.. ‘Sadece anne miyim?’ enerjisi tükenmek bilmeyen annelerin de yorgunluktan düşen omuzlarına destek arayan annelerin de, anne de olmak zorunda olan babaların, halaların, teyzelerin de kısaca sadece anne olmayan herkesin buluşma noktası..

Annelik her zaman herşeye yetişebilen, süper bir sinir sistemine sahip, yorulmak nedir bilmeyen, süper mega enerji depoları bulunan, hiç hastalanmayan, çocuklarıyla oynarken kendini yatağa atıp günlerce uyumayı hiç düşünmeyen, hiç kızmayan, her anı adanmış, kendine hiç vakit ayırmayan, hobilerini bile çocukları doğrultusunda belirleyen bir durumu adı değildir. Annelik doğuştan öğrenilmiş olan, hiç hata yapmayan, her çorbanın, her yemeğin tarifi ve her ilacın prospektüsü paket program olarak hamilelikte yüklenmiş bir veri tabanı da değildir.. Annelerinize dönüp bakın bir.. Siz hiç süt taşırmamış, yemek yakmamış bir anne gördünüz mü? En sevdiği diziye dalmışken ani gelen misafir karşısında toparlanma telaşı yaşamayan bir anne gördünüz mü? Her sabah alarmdan önce kalkan, hiç geç kalmamış, çocuklarını okula eşini işe hiç geç bırakmamış bir anne.. Çocukları oyun oynarken veya tv izlerken hastalıktan uyuyakalmamış, başını bez parçasıyla sıkıp yemek hazırlamaya çalışmamış bir anne gördünüz mü? İşten eve hiç geç kalmamış, çocuklarını hiç bekletmemiş bir anne.. Çocuğunu okuldan almaya hiç gecikmemiş bir anne.. Eşini bir dakika bile ihmal etmemiş bir anne.. Anne-babasından hiç destek beklememiş bir anne.. Omuzlarındaki yükten bunalıp hiç ağlamamış bir anne.. Gördünüz mü? Mümkün mü? Bir rehberlik öğretmeninin cümlesi geliyor aklıma bunları düşününce: ‘Hiçbir çocuğun onun için saçlarını süpürge etmiş, tüm enerjisini çocuğuna harcamış, yorgun bir anneye ihtiyacı yoktur. Aslen her çocuğun kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmiş, çocuğu ile kaliteli zaman geçirebilen dingin bir anneye ihtiyacı vardır.’ Çocuğunuz için çırpınırken ayrı bir birey olduğunuzu, ihtiyaçlarınız olduğunu, ve bu ihtiyaçlarınızı karşılamaktan fedakarlık ederken tüm bunların birikip size yorgunluk, bıkkınlık olarak döneceğini unutmamalısınız.. Özellikle benim gibi tabiri caizse zor bir çocuk yetiştirmekte olan ebeveynler için kendilerine de vakit ayırıp enerji ve sabır depolamaları hayati önem taşımakta..

Zor bir çocuk demişken, bahsettiğim şeyin davranışsal zorluklar olarak algılanmasını istemem. Oğlum Oğuz Kağan, 7 yaşında ve doğuştan Sturge Weber sendromu denilen damar anomalisi sebebiyle epilepsi nöbetleri olan, dakika şaşmaması gereken ilaçları bulunan(ilaç yan etkilerinden hiç bahsetmiyorum), sağlık kontrollerinin aksatılmaması gereken bir hastalığa sahip olarak dünyaya geldi. İlerleyen yazılarımda bu sendromun detaylarına değinmeyi farkındalık yaratmak adına çok isterim. Çünkü epilepsi hastalığı ülkemizde malesef çok bilinmeyen, ve ilk yardımı hususunda bilinçsizce yanlışlar yapılan bir hastalık.. Epilepsi nöbetleri bulunan bireylere sahip her aile sağlık sistemimizde olsun, arkadaşlık ilişkilerinde olsun, toplumda kabullenilme sürecinde olsun zaten zor olan hastalığa ilave bir çok zorlukla karşı karşıya kalıyor malesef.. Bu zorlukların aşılmasının yolu ise toplumda farkındalık yaratarak toplumu bilinçlendirebilmek..

Bu yazıyla kendimi biraz olsun tanıtabildiysem ne mutlu bana!.. Artık daha sık yazarım, çünkü anlatacaklarım da çok, vaktim de.. ☺️Şimdilik sevgi ve sağlıkla kalın!.. Ve sadece anne olmadığınızı da beni de sakın unutmayın!..😉

03.11.2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir